Edebiyat İnsan ve Kapitalizm

Sevgili Marx, Kapital'i yazarken bugünün kapitalizmini görseydi, elinden kağıdı kalemi bırakır, kapitalizm karşısındaki mutlak çaresizliğimize ağıtlar yakardı. Zira tüm değerlerimiz serbest piyasa ekonomisindeki ikame mallar misali satışa sunulmuş, sürekli fiyat değiştirirken, bu duruma içlenmemek elde değil. Daha geçen gün bu fiyatlandırılmış maneviyatı düşünürken, önemi maddi materyallerle değiştirilen duygular, insani haller,gelenekler, saygı, hoşgörü vs. geldi. Üzüntüm böyle en küçük ayrıntıdan en büyük olay ve olgulara kadar elimizden kayıp gidenler için, yani kaybettiklerimiz için. Tüm bu sömürü furyasını aklımdan def etmek için, evden çıktım.Her zaman gittiğim kitapçıya gidip güzel bir kitap almaya karar verdim.

Kitapçıya girerken, kapı önünde sürekli klakson çalıp, öfkeyle içerideki kadına bakan adam dikkatimi çekti. İçeriye girdiğimde lüks mantolu, şişman bir kadın ve yanında onun tam aksi görüntüde zayıfça bir çocuk duruyordu. Kadın yüksek rafttaki kalın bir kitaba uzanırken, çocuğuna şöyle diyordu;

- Haydi evladım, gözüne çarpan bir kalın kitap olunca al, onu okuyana kafdar bayağı bir zaman kitap almaya gerek kalmaz. Hem şuradaki ucuzluk sepetinden de çok çok al, kalınlar bitince de bunları okursun. Haydi koş, baban bekliyor!

Çocuk telaşla ne olduğuna bakmadan bir kaç kitabı alıp annesinin yanına koştu, daha sonra da kadının aldığı kalın kitaplarla birlikte ödeme yapıp çıktılar. Ben hayretle seyrettiğim manzaradan müteessir bir şekilde elimdeki Tolstoy- Karanlığın İnsana Verdiği Güç kitabını aldım, ödeme yapıp çıktım. Çıkarken de kadının alışveriş yaptığı rafa baktım; felsefe ve siyaset tarihi kitaplarıyla doluydu ve o ucuzluk sepetinde de kişisel gelişim kitapları vardı. İyiden iyiye canım sıkılmıştı. Hep oturduğum çay bahçesine gidip bir çay söyledim. Çay gelene kadar evden çıkarken hangi düşüncelerden uzaklaşmak için çıktığımı düşündüm ve aslında o kurtulmak istediğim düşüncelerden oluşan bir dünyada yaşadığımı yeniden fark ettim. Bundan kaçış yoktu. O sırada kadim dostum Derviş bir selam çakıp yanıma oturdu.

Bir çay daha söylerken hasbıhal mevzunu çoktan aşmıştık. Ona bugün seyredip hayret ettiğim olayı anlattığımda, hafif bir tebessümle bana şöyle dedi:

- Demek kalın ve çok sayfalı kitapları seçti? Üstelik okuması uzun sürsün gerekçesiyle? Hatırlıyorum da bugüne kadar en hızlı okuduğum kitap Hugo-Sefiller'di. O 600 sayfalık kitabı bir günde bir solukta okumuştum. Okuduğum en iyi kitaplardan biriydi. Bu arada ucuzluk sepeti saçmalığı kitapçılara kadar inmiş demek! Çok üzücü doğrusu. Üstelik henüz kişilik yapısı tam oluşmamış küçük bir çocuğun kişisel gelişim kitapları okumasını doğru bulmuyorum. Öyle değil mi azizim?

- Öyle dost! Öyle...

- Şimdi çocuklarını daha konuşmaya başlamadan hatta anne karnında uygun kitaplarla eğiten bilinçli anne babaların çoklaştığı bir devirdeyiz. İnsanlar bilinçlendikçe çocuklarını uyuturken ninni söylemek yerine kitap okur oldu. Bunlar insanı bir nebze sevindirirken önceki devrin kalıntıları insanı hayretlendirebiliyor, maalesef. Her neyse...Sen hangi kaitabı aldın azizim?

- Tolstoy-Karanlığın İnsana Verdiği Güç. Ama rica ederim...

- Haa, biliyorum. Çok iyidir. Tolstoy'un eserlerinin genelinde olduğu gibi bunda da kısa öyküler vardır. Öyküleri de okudukça insanı önce öfkeye, sonra vicdan muhasebesine sürükler durur. Bu kitabın son öyküsü beni çok etkilemiştir. Öykünün sonunda, bir anne ve bir babanın kendi elleriyle yeni doğmuş evlatlarını vahşice öldürmeleri anlatılır. Yürek parçalayıcıdır.

- Tam da okuduysan anlatma diyecektim dost!

Aziz dostum Derviş gülerek lafına devam etti:

- Realizmin kurucusu değil babasıdır Tolstoy, sanki anlatacağı özü anlatır ve okuyan herkes onu anlar. En azından ortak paydada herkes aynı fikirdedir. Ama bir Hugo'dan bunu beklemek abesle iştigaldir. Zira o da romantik akımın kahramanıdır. Söylediği süslü sözlerin içinde hem edebiyatın hem mananın gizli sırlarını çözmek de herkesin harcı değildir. Bu yüzden ben en çok romantizmi ve Hugo'yu severim. Tolstoy bir öğüt verici, bir adalet koyucu rolündeyken, Hugo Jan Valjan'ın büyük insaniyetini anlatır da sen de opnu yaşarsın. Bu da onu bir yazar olarak zirveye çıkarır. Vesselam.

Sohbet böyle sonlanmaya başlarken, içimde bir ses şöyle diyordu; sabah kurtulmak istediğin bir düşüncenin, aslında yaşadığın gerçek olduğunu fark ettin. Ama tam da kurtuluş yok diyecekken gönül yareniyle, dostuyla karşılaştı ve sen rahata erdin. Zaten böyle olmasaydı, o kadar manevi bilinçle yaşayan Mevlana Şems'siz olabilir miydi? Selamlar kuşların kanatlarına.

YORUM EKLE